4 Mayıs 2015 Pazartesi

Yılda Yüz Kitap Okuma Yo Ye Challenge'ı

Geçen sene defterimde böyle bir not tutup iki sayfalık boşluk bırakmışım. Galiba listelemek istemiştim.

Bu yazı, son birkaç ayda kendimle ve tam olarak benimle ilgili olmasa da bir şekilde kendimle ilgili olmasına çabaladığım konularla ilgili keşiflerimden ya da çok geç dönemlerde oluşan farkındalıklarımdan oluşuyor olacak (Tekerleme gibi oldu shajdh (Şemsi Paşa Pasajı'nda sesi büzüştüren büzüştürme katmanları şu köşede yaz köşesi ve şu köşede kış köşesi olmak üzere iki kısımda yönetilir ve bir süre sonra, ülkenin Hakanının Çin prenseslerinin dolduruşuna gelmesi sonucu Batı ve Kuzey olmak üzere bölünmeye uğrar (Bu konu hep kafamı karıştırmıştır. Bir ülkeyi batı ve kuzey olarak nasıl bölebilirsin ki? Coğrafya'ya, Fizik yasalarına ve gazetedeki temsili Cengiz Han resimleri üstüne çizilen bıyıklara aykırı.))) Daha kısa bir biçimde anlatmam gerekirse blogun son yazısının, artık weeaboo kesimin bile dinleye dinleye kustuğu bir grup hakkında oluşu ve video linklerinin de ölmesi beni acılardan acılara sürükledi ve ertesi günkü projeme rağmen oturdum işsiz işsiz bunları yazdım.
Bir dakika Cengiz Han zaten bıyıklı
Evet, başlıyorum.

  • Gerçekten komik insanların yanında, benim de onları güldürmem gerekiyormuş gibi davranıp anlamsız espriler yapma çabası içinde birkaç saniye (kurban yeterince şanssızsa üç-on beş dakika) boyunca kekeledikten sonra yalnız karşımdakinin şakalarına gülmek amacıyla saçma sapan sesler çıkarmaya başladığımı ve bu tür, hiçbir yerine virgül koymadan ve/veya her yerine virgül koyarak okuyucuya azap çektirdiğim cümlelerden hoşlandığımı fark ettim. Okuduktan sonra yüz on sekiz farklı anlatım bozukluğu bulacak ve ana dilimden şüphe edeceğim.
  • Bilgisiz insanların psikolojik rahatsızlıklar hakkında atıp tutmasından ("Bazen gereksiz yere intihar hakkında düşünüyorum, demek ki şizofrenim"ci kesim ve "Benim inanılmaz bir hayal gücüm var, mesela rüyamda herkes ineğe dönüşmüştü. Doktor sosyopat olabileceğimi söylüyor"cu kesimin "Of sınıfta sadece on altı arkadaşım var, antisosyallik böyle bir şey olmalı"cı kesim ile farklı çeteler altında yer aldığı, çok geniş bir kümeden bahsediyorum (Bu üç tiplemenin esin kaynağı içinde yer aldığım sınıf olup, üzerlerinde herhangi bir telif hakkı iddia etmemekteyim. Cümleler, yazıya dökülebilecek ölçüde kurallılaştırılarak aktarılmıştır (Şimdi düşündüm de, bu sınıftan ne kadar nefret ettiğimle ilgili yazdığım şeyler epey az. Üstelik yılın sonuna bile gelmiş değiliz (Biri bana tokat atsın lütfen)))) Ne diyordum? (Yazıya büyüüük bir ara verdiğinde asıl konuya dönmek için aklındaki konuyu unutmuş gibi davranma numarası. Her zaman işe yarar.) Bilgisiz insanların psikolojik rahatsızlıklar hakkında atıp tutmasından çok nefret ettiğim bir şey varsa o, insanların bir rahatsızlığa sahip olmayı ya da gerçekten zor bir durumla karşı karşıya kalmayı istemeleri olmalı. En azından son iki ayda bunu gözlemledim (yine okuldan örnekler geliyor evet). Üst sınıflardan birinin görme engelli oluşuna rağmen derslerdeki başarısının anlatılmasının hemen ardından kurulan "keşke ben de kör olsaydım" cümlesi, kardeşinin ölümünden dolayı ödev yapmaktan men edilen biri ile ilgili sarf edilmiş "Benim kardeşim ölseydi böyle yapmazlardı" cümlesi, yine tarafımca hiçbir telif hakkı iddia edilmeyen örnekler oluyor. Bu hayatlara imrenerek bakmalarının tek sebebinin daha çok ilgi çekmek oluşu, yanımda tüfekle gezme ihtiyacımı körüklemekte. İğrençsiniz (tabii ki burayı okumayacaklar, sadece bu tür şeyleri sesli söyleyemiyorum (bunlara çok benzer insan grupları da yine ilgi çekmek için Kötü Çocuk'u falan yazar (Nasıl bağlantı kurdum bilmiyorum ama sadece bu kitabı eleştirmek istemiştim yazının herhangi bir yerinde. Baktım direkt eleştiremiyorum böyle her şeyi parantez içine sığdırmaya çalışıyorum))
  • İki yıl önceki halini hatırlayınca hissettiği utanç yüzünden kusmayan, kısa süreli karın ağrısı ya da uzun süreli kalp krizi geçirmeyen birinin varlığını nasıl reddediyorsam, Canı sıkılınca kendi yazdıklarını okuyup yine kendi kendine "Hayır, aslında pek de öyle sayılmaz" ya da "Çok doğru söylüyor" gibi yorumlar yapmayan bir insanın varlığına inanmayı da öyle reddediyorum. Eğer gerçekten böyle insanlar varsa İsviçreli halk fareleri bırakmalı ve deneylerini bu insanlar üzerinden sürdürmeli.
  • Kaneki'nin ölümüne sevinen tek kişi değilim değil mi? Dont lif mi eloğn. (O sahnenin önemli olduğu düşüncesinde kararlıyım ve bundan vazgeçmek gibi bir planım yok. Henüz.)
  • Big Hero 6'yı ("Big Hiro Six" değil, "Big Hero Altı" o, lütfen) sevmemin en önemli sebebi ölüm sahneleri olsa gerek (sadece iki kez gerçekleşiyor ve birinde karakter diriliyor ama olsun, sinemadaki "BU MU LAN ÇOCUK FİLMİ" nidası filmle ilgili tüm düşüncelerimi değiştirmek için yeterliydi. HTTYD2'de aynı tepkiyle karşılaşmamış olmam çok ilginç.)
  • Son iki ay içinde o kadar çok yaoi manga bitirdim ki artık iki ay önceki halimi hatırlamıyorum bile (Üstelik sadece otobüs yolculuğu ya da yemek kuyruğu gibi çok uzun süreli olması imkansız yerlerde okuyorum) Asıl sorun (evet "yaoi hands"i bile atladım) fanfictionlarda da sürekli (s ü r e k l i) karşılaştığım bir sorun olarak, hepsinin bir yerinde olayı smut'a bağlaması. Geleceğimi, her seferinde daha fazla abartılmasını imkansız bulduğum ama bir şekilde, her zaman, bunu daha da fazla abartan "dokidoki"lere ve fazlasıyla yanlış anatomik tasvirlere harcıyor olmam bir yana, müneccimlik yeteneğimin sürekli geliştiğini görmek de hoş oluyor tavsiye ederim yani (ilk bölümden hareketle devamında gelen üç ciltin ayrıntılı tahminini yapmak başka hiçbir türde yapamayacağınız bir eylem olmalı (bir de shoujolardaki gibi yüzün dörtte üçünü kaplayan gözlere sahip karakterlerle karşılaşma ihtimaliniz imkansıza yakın aslında, durum o kadar da vahim değil)))
  • Sanırım dinleyerek öğrenme yöntemi benim için en iyi öğrenme yöntemiymiş? Vay anasını Selahattin illu yine neler yapıyor öyle
  • Okuldaki rehberlikçi canı sıkılınca beni çağırıyor, "oo qarşim how r u today" şeklinde başlayan sohbetler ediyoruz. Otobüstekilerden öğrendiğime göre (bir arkadaş grubu olarak, otobüstekiler) gerçekten canı sıkılınca rastgele birilerini çağırıp ailesiyle ilgili sorular soruyormuş. Sonuç olarak ilginç bir kadın.
  • Sınavın bir sorusunda dört şık verip "Aşağıdakilerden hangisinin dördü xxyy'dir?" gibi bir soruyla (ciddiyim, en az bunun kadar ağır bir anlatım bozukluğuyla karşı karşıyayız) öğrencinin tek şıkkı işaretlemesini bekleyip sınavdan sonra "Sorunun altına 'hepsi' yazacaktınız" ifadesini kurmak kaç bidon tiner gerektirdi acaba? (Okulla ilgili yazmayacağım yeter artık)
  • Bir dönem aa'yı sırf "Tumblr insanı" tiplemeleri bu oyuna ölüp bitiyor diye oynamayı reddediyordum ama şu sıralar tehlike hafiflemişe benziyor, bu nedenle oyunun gerçekten de eğlenceli olup olmadığı ile ilgili düşüncelerinizi beklemekteyim (muhtemelen yine indiremeyeceğim telefonun hafıza sorunundan dolayı ama olsun düşünce alışverişi iyidir)
  • Oyun demişken, ne zaman Tales of Zestiria'daki Mikleo ve Sorey'i bir arada görsem aklıma Korra'yla Asami geliyor. Korra'nın hayranı da değilim hatta ilk sezonu bitirdikten sonra seriye dönüp baktım mı hatırlamıyorum bile ama bana oldukça benzer göründüler. (Mikleo ve Sorey'e yeni isim bulma vakfı açmayı planlıyorum ayrıca, bağışlarınızın hepsi Mikleo'ya az bile olsa bir anlama sahip ve Sorey'e daha "Sray" şeklinde telaffuz edilen bir ad bulma amacında kullanılacaktır.)
  • Yazıdaki tek görsel Cengiz Han olmasın diye bunu koyuyorum:
Çok önemli
Bu da yazı sonu notu:
That's better

9 Ekim 2014 Perşembe

TK'nin Çığlığı Konulu Yazı

10 saattir kulak zarlarımla fantezilere giren şarkı (Hayır küfür etmeyeceğim(umarım))




"DÖRT DÖNDÜM YOLLARINDA SEEEĞVGİLİİİİHM"

Cenderme'nin sanatsal epikliğini geçemese de...

Bu şarkının normal halini bulamadım ve tek bulduklarım ya cover'lar ya da konser videoları bunun gibi. Her türlü maddi ve manevi yardım kabul edilir, maddi yardım özellikle tercih sebebidir. Bir yabancı dil zorunluluğu ve 4 yıllık tecrübe de ayrıca istenmektedir.
Bu da konuyla alakasız fanservice

4 Ekim 2014 Cumartesi

Az önce yediğim şeyin inek eti olduğunu öğrendim ve kendimi yamyam gibi hissediyorum

El çizme alıştırması yapmak için çizdiğim Kageyama ama bir şeyler o kadar ters gidiyor ki ne buna devam etmek ne de resmin tamamına bakmak istiyorum.
Ühühü baktıkça ağlıyorum bİR ŞEY GERÇEKTEN ÇOK ÇOK YANLIŞ.
Sosyal medyanın boş bulduğum her yerine koyduğum Kenma çizimi.
Tişörtü hakkında ne kadar özür dilesem az çünkü zekice bir yazı falan yazıyım demiştim ama Japonca bilmediğim aklıma geç dank edince aceleden öyle oldu.
Bunu da sosyal medyanın boş bulduğum her yerine koyuyorum amA BOYARKEN TABLETİ ÇÖKERTMİŞ OLSAM DA ELİNİ NASIL TUTACAĞI HAKKINDA BİR FİKRİM OLMADIĞINDAN FASULYE GİBİ ÇİZMİŞ OLSAM DA VE MUHTEMELEN ANATOMİK OLARAK BÖYLE BİR DURUŞ VAR OLMASA DA BU BENİM İLK GÜZEL KIZ ÇİZİMİMDİ. Çok heyecanlı bir şey benim için yani akdakjdş
Bir de saçı çizerken sıçmayayım diye o kadar zaman harcadım ki ayağını çizerken sıçtım. Ösür dilerim güsel kıs.
OOOOOOOL BAAAAAAY MAAAAYSEEEEEELFF
Hayır tabii ki sağ ayağını çizerken yorulduğum için bırakmadım, bu siyah saçlı %90 Kageyama %9 İmaizumi %1 ben tipli çocuğun sağ ayağını kaybettiği bir AU sadece. Ben hiç üşenir miyim çizerken? (Aslında hepsinden çok Arakita'ya benziyor ama Arakita'yı üzgün hayal edemiyorum. Arakita'yı birilerine sinirlenmediği hiçbir halde hayal edemiyorum.)
Sınıftakilere "süper çiziyorum muhteşem çiziyorum harika çiziyorum" diye o kadar hava attım ki sonunda 21. yüzyıl Da Vinci'si olduğumu düşünüyorlar. Umarım biri kıllanıp ne çizdiğimi sormaya kalkmaz.
Çizim tarzım o kadar sık değişiyor ki artık ben bile ne çizdiğimi bilmiyorum.
Bu şaheserimin ismi ise "haYIR O GÖZ ORADA OLMAYACAKTI" ya da "Kulaklar eşit değildir Güney Koreli şarkıcı şarkı yazarı rapçi dansçı Park Jae Sang sahne adıyla PSY'ın yüzü"
Sınıfta biri onun için bir şeyler çizmemi istemişti ama çizdiğim şeyi o kadar beğendim ki ona vermemeye karar verdim. On yıl sonra az önceki cümlemi okuyup intihar etmek istemem umarım.
Bu da ilk Kaneki çizimim oluyor.
Bunu muhtemelen 23992 kez görmüşsünüzdür ama kaçıranlar ve yeniden izlemek isteyenler için tekrar buraya koyuyorum.
Ve en çok beklediğim an, All Time Favourite'im:
Muhteşem.

3 Ekim 2014 Cuma


Slaine tag'ında dolaşırken can verdim bilgisayarım sizlere ömür (´;ω;`)
(Ayato on dört yaşında olduğu halde yirmi gösteriyor, Suzuya yirmi yaşında ve dokuz gösteriyor, Kaneki ne halt hiç bilmiyoruz, Yamo Uta'yla aynı yaşta, TK'nin "furetefureru" diye bir şarkısı var ve bunun anlamını çözdüğümde kaç yaşında olacağım, konuyu buraya nereden bağladım, Jojo çok güzel bir animedir, kardeşim altı saattir Winx izliyor.)
Furetefureru'nun Tokyo Ghoul'u çok iyi yansıttığını düşünmekteyim çünkü ikisi de bok gibi yerde bitiyor.
Aldnoah.Zero'yu izlerken kendimden spoiler almışım gibi hissediyordum çünkü Slaine'de gerçekten her an antagoniste dönüşecek karakter tipi vardı ama yedinci bölüm tüm tahminlerimi yerle bir etti. En azından şimdilik. Evet o çocuk antagonist olacak benim hala umudum var.
(Furetefureru %190220943294 ihtimalle "furete fureru" diye açılıyor ama yine anlamadım neye dokunuyormuş bu çocuk. Japonca bilen birinin açıklamasını istemekteyim.)
Sonbahar animelerinden Denki-gai no Honya-san diye bir anime var ve ilk bölümden çıkardığım kadarıyla çizgiroman satan bir mağaza çalışanlarından bahsediyor. İlk bölüm epey hoşuma gitti hem Daiya göndermeleri (ONLAR DAİYA GÖNDERMELERİYDİ DEĞİL Mİ?? YANLIŞ ANLADIYSAM VE ONLAR YALNIZCA SIRADAN BEYZBOL SAHNELERİYSE ÇOK GÖT OLURUM ÇÜNKÜ) hem hükümette çalışan kadının aydınlatıcı eroge konuşması sebebiyle (Kadının mesleği porno ajanlığı aslında ama burası bir aile blogu u_u)
O aydınlatıcı konuşmanın önemli bir kısmı
Tokyo Ghoul spamımı da muhtemelen bu yazıyla bitiriyorum milletimize hayırlı uğurlu olsun.
Okulun mimarını çok merak ediyorum bu arada, üç hafta oldu hala kantine nasıl gidiliyor çözemedim. Tünelli borulu tüplü koridorun muhteşemliğinden bahsetmeye gerek yok zaten.
Not: Hayır Türk anime izleyicisi böyleyken Tokyo Ghoul spamımı bitiremem. Ne demeye forum yazılarına girdim bilmiyorum ama şu an krizlerden kriz beğeniyorum. Sözünü ettiğim "Türk anime izleyicileri"nin arasına ben de giriyorum ama ben en azından salaklığını kabul eden ve sosyal anksiyete sahibi olmadığını annesine ispatlamaya çalışan aptal bir ergenim, 20 yaşındaki adamların "SUZUYAAAĞ AAASLINDAAAĞ MAAANYAAAĞK DEEEĞĞĞİİL hehö spoyler verdim çok süperim" kafasında takılmasını gerçekten anlamıyorum ve evet bu yazıyı sileceğim ama ne zaman bilmiyorum.
Notnot: Gerçekten çok malım ağlamak istiyorum.
Notnotnot: Aldnoah.Zero: Kendi kendinize spoiler verebileceğiniz tek anime.

19 Eylül 2014 Cuma

Okulun İlk Haftası Konulu Yazı Başlığı

Evet bu en azından alakalı oldu, böyle iyi.
Okulun ilk günü hakkında bir yazı yazacaktım aslında ama ne zaman yazmak istediğim zamanda yazdığım görülmüş ki?
Bu yazıda neden bahsedeceğimi anladınız sanırım.
  • Okulun girişine hayvan gibi "BİZİM OKULDA ÇOK SÜPER MEZUNLAR VAR HEP TIP HEP HUKUK NOLUR BURAYA GELİN" listesi asmışlardı ve her açıdan iğrenç bir listeydi. Özel okul olsa bir nebze anlayacağım tamam da okul idaresinin hava atmaya benden daha meraklı olduğu hiç aklıma gelmemişti açıkçası.
  • Sınıfta kız erkek eşitsizliği yok beklediğimin tam tersine, sadece erkekler üç kişi daha fazla ve okulun genelinde yine fazla fark yok gibi (dedi okulun ilk katlarını henüz keşfetmiş olan ve onuncu ve on birinci sınıfların yerini bile bilmeyen insan evladı)
  • Okulun ilk katları demişken...
Pırofeyşınıl dijital program Paint, Paint'in pıroluğunu geçemeyen bir Wacom tablet ve okulda takip ettiğim dev kız grubunun büyük yardımlarıyla çizilmiş muhteşem bir kroki. İkinci bina değişim gösterse de kantine giden yolun krokisi bilumum her okulda kullanılabilir, referans alınabilir, çerçevelenip asılarak evin içinde sonsuza dek saklanabilir.
  • Okulun sağında solunda epey lise var ve ilk gün okulu karıştırdım, okulun ismini okuduktan sonra koşa koşa diğer okulun açılış konuşmasına yetişmeye çalışırken geçtiğim tüm duvarları kafamla damgaladım, sınıflara yanlış binadan girdim ve öğretmenin dokuzuncu sınıf olduğumu tahmin etmesi üzerine borudan diğer binaya gönderildim, en arka sıranın tek boş sıra olmasıyla tam "anime ana karakteri" havalarına girmeye başlıyorken yanıma 1.75 bir çocuk oturdu (1.78 dedi ama ben 1.60 diyorsam onunki de 1.75'tir) ve ben kısalık depresyonlarından da nasibimi almış oldum.
  • Böyle diyorum ama çocuk aslında sınıfta konuştuğum/konuşmayı becerebildiğim/"aa ne kadar sessiz birisin sen tipin hiç de öyle gözükmüyordu" diye sohbete başlamayan tek kişi ve anladığım kadarıyla anime izliyormuş. Ne tür anime izlediğini pek anlamasam da en azından animeye çizgi film diyebiliyor ve iki saat Boku no Pico izlerken hangi kusma şekillerinin daha az rahatsız edici olabileceği hakkında konuşabiliyoruz.
  • İngilizce öğretmeni "knife"ı "kınayf" diye okuyor ağlamak istiyorum.
  • Sınıfta resim dersini seçen beş kişiyiz ve diğer dört kişi de nakil işlemlerini beklerken zaman geçsin diye bu dersi seçti. Çok mu şanslıyım yoksa çok mu şanssızım diye ikilemlerde kalıyorum bunun gibi zamanlarda.
  • Kantine giderken %90 ihtimalle kafamı gözümü yarıyorum, ilk binadan dışarı kanlar içinde çıkmadığım tek günde de futbol sahasındaki top kafama uçtu yine yemek yiyemedim. Çok ekşınlı geçti günler hiç sormayın.
  • "Kuğul anime karakteri" havasına girememiş olmam üzerine "Niğyork Besselır Young Adult kitabı ana karakteri" havasına girmeye çalışıyordum ki o kızların 1.70'in üzerinde ve muhtemelen iğrenç bir aşk beşgen ongen yüzseksenaltıbindokuzgeni içinde olduğu gerçeği tüm hayallerimi yıktı. (Ölümcül Oyuncaklar'ın ana karakteri bir buçuk metreydi gerçi, diğer kitaplarda ergenliğin dibine vurmadıysa, ama öldürmeyeceğin bir karakteri "bak başlarda sen bunu kötü adam sandın ama aslında bu karakter çoooğğ iyi galpli" tipinde yapmanın ne anlamı var anlamıyorum. Biraz daha sadist olun sevgili yazarlar. (Burada kitap eleştirisini de araya sıkıştırmış olduğuma göre diğer maddeye geçebiliriz.))
  • 2331 numaralı öğrenciyi kendim sandığımdan günlerce bir de onun için depresyona girdim.
  • Öğretmenlerle tanışma faslı: "Doktor mu olacaksın?" "Hayır." "Otur sen, yanındaki..."
  • İngilizce dersinde hocanın sorduğu bir soruya "Yep" diye cevap verdim tekrar ağlamak istiyorum.
  • Tabii sonradan durumu kurtardım sınıfa "bu İngilizce'de aksanlardan biri" diyerek ama daha yaratıcı fikirlere ihtiyacım var ve tüm tavsiyelere açığım.
  • Yazarken fark ettim de ben sınıfın toplamından daha göt biriymişim neden bu okula geldim ki...
  • Almanca öğretmeni dersleri Almanca işleyecekmiş ve benim Almanca ile ilgili en geniş bilgim "Ich bin" onu da doğru mu yazıyorum hiçbir fikrim yok. Hakkımdaki her şeyden cahillik akıyor.
  • Zankyou no Terror'un OST'undaki şarkılardan birinin adı "birden" ama onu da bilerek mi Türkçe yazmışlar yoksa Eskimoca gibi bir dil de ben mi bilmiyorum günlerdir düşünüyorum. Evet araştırmak aklıma gelmedi.
  • Edebiyat ve Dil ve Anlatım derslerine giren kişi aynı olduğundan hala "Türkçeci" desem mi demesem mi diye iki saatlik derin düşüncelere dalıyorum bundan bahsetmeden önce.
  • Bir öğretmen 200 öğrencinin ismini ezberleyemiyorsa yaz içinde ezberlediği en yararlı bilgi Noragami'nin yazılışı olan Ani'nin düştüğü inek okulunda ortalamasını 70'in altına düşürmemek için göstereceği çabadan kalan enerjisi sağ kalmasına yeter mi? Okul açıldığı halde hala gecenin ikisinde yatıp sabah altı buçukta kalkmak ne kadar sağlıklıdır? Sınıftan birini Harry Potter'ın tipine benzettiği için "nasıl çizsem acaba" diye seyreden Ani'nin bunu "hedefini belirlemiş seri katil" ya da "aşık olmuş liseli ergen" tiplemelerinden biri sanılmadan yapma ihtimali ne kadardır? Bu kızlar gözlüğü deneme amacıyla gözünden çıkarıp taktığı iki saniyeden sonra göz yanması, şişmesi, göze diken batması, kör olma şikayetlerinden en az birini dile getirmeden gözlüğü geri verebilecekler midir? Şikayet etmiyorsa bu o kişinin çok mu kibar yoksa çok mu miyop olduğu anlamına gelir? Az sonra AniTV Ana Haber Bülteni'nde...
  • Okulun ilk haftasında erkeklerin yarısı kızların tamamıyla arkadaşlık kurmuş bir kız millete böyle ortamlarda ne kadar asosyal olduğundan bahsediyor Allah'ım sana geliyorum.
  • Anne beni anime liselerine gönder KyoAni animelerine bile razıyım. Anne. Anneeeh.
  • Aslında beni birkaç saatliğine buraya gönderseniz bile olur en azından imkansız değil hani.
  • Öğretmenler..."ugh"ın türkçe karşılığı "höf" sanırım evet güzel tahmin ben bunu TDK'ya önereyim bir ara.

Bazen böyle şeylere bakıp bakıp ne kadar boş biri olduğumu düşünüyorum bazen sadece ağlıyorum.
Tercih meselesi.

29 Ağustos 2014 Cuma

Sağ Kalan Beyaz Saçlılar Adına

"Vay anasını ne zamandır yazmıyormuşum ya la" diye koskoca bir paragrafa başlayıp höhlemeler ve oflamalarla yazıyı doldurmadan direkt konuya girmek isterdim ama konu yok. Her zamanki mesele.
Bir yıllık boşluğu altışar iki sınava hayvan gibi çalışarak ve sonucunda beyin hücrelerimi yakmış olup yıl başından beri bilgisayar başında kuru gürültü yapan kişinin kardeşim olduğunu unutarak geçirdim. Komşunun çocuğu sanıyordum ve hala şüpheliyim. Umarım üvey kardeşizdir. (Görüşmeyeli espri yeteneğim ne kadar kutuplara kaymış değil mi evet biliyorum)
Bu yılın nasıl geçtiği hakkında pek konuşmak istemiyorum çünkü ben bile nasıl atlattığımı anlamadım. Hayatımın Weeaboo dilimine girmiş bulunmaktayım hepimize hayırlı uğurlu olsun.
Kardeşim bilgisayarı ele geçirdi. Youtube'a onun hesabından giriyorum çünkü oradan çıkıp tekrar Youtube'a dönmek uzun bir iş, Deviantart'a onun hesabından giriyorum, Skype açıldığında onun hesabı da açık oluyor, Facebook'a yine onun hesabından giriyorum ve arkadaşlarını keklemek için gönderdiğim mesajlardan sonra bilgisayara koyduğu şifreyi sadece o biliyor, belki bir ara mayın da yerleştirir sadece kendisi girsin diye. Kardeş sorunlarım bu kadar. Çok da sorun denebilecek bir şey yok aslında çünkü bilgisayar "ona" alınmıştı ama saçma sapan şeyleri sorunmuş gibi büyütmek hobimdir.
Anne ve babamın boşanmaya karar verdiğini sanıyordum ama yanılmışım. Bir yıldır aynı muhabbet dönüyor evde bıkmadınız mı lan.
Bence çizimlerimi geliştirdim. Burunları toplu iğne ucu yerine toplu iğnenin topuna çevirmeyi başardım biraz, bir de insan hariç her şeye benzetmeyi bıraksam çok iyi olacak.
Kendimi kötüleyip bir yandan da tüm yazı boyunca kendimden bahsediyorum ama bu övgü istediğimden değil iğrenç ötesi bir kişiliğim olmasından kaynaklanıyor. Ben-merkezciliğin sınırı yok ve bulaşıcı olduğunu sanmıyorum.
Bence Suzuya Juuzou bir ara ölecek ama ne zaman bilmiyorum. Shounen mangaların piç karakterleri her zaman ölmeye mahkum olduğu ve ana karakter olmasından mütevellit bir süre daha sağ kalacağı için bu yazı çok çok küçük ölçüde Kaneki Ken'e büyük ölçüde bana bunca zamandır dayanan iskeletime adanmıştır. Kaç kere ranzadan düştüğümü saymak istemiyorum.
Bir ara Kagerou Project'le alakalı çok uzun bir yazı yazıyordum ama sıkılıp bıraktım. Umarım bir ara geri dönerim.
Onun yerine okuduğum/izlediğim birkaç şeyden bahsetmek istiyorum.

Ookiku Furikabutte

Birinci bölümde: HIAAAA! MİHASHİ ABE'YLE KONUŞTU!!!
İkinci bölümde: Sonraki bölümde el ele tutuşup "Seni seviyorum" deseler ne manyak olur ama adnjkbdhabh
Üçüncü bölümde: ...
Böyle de medyumluk güçlerinize tavan yaptıran bir seridir Oofuri.
Konu basitçe aşırı utangaç Mihashi Ren'in aşırı huysuz Abe Takaya ile mıtlı mıtlı maceralarıdır.

Tokyo Ghoul

Mangayı okuyun. MANGAYI OKUYUN. MANGAYI OKUYUN. (dedi her türlü çizgiroman kıtlığından muzdarip neredeyse liseli gerizekalı blog sahibi)
Bu da Kaneki Ken isimli 2014 model Shinji Ikari'nin 2014 model Kaworu Nagisa'ya dönüşürken yaşadığı mıtlı mıtlı maceralardan bahseder.

Ender'in Oyunu

Ender altı yaşındadır. Bir gün abisiyle mıtlı mıtlı bir oyun oynarken abisi onun hayatının içine eder.
*öhöm*
Ender ailesiyle iletişim sorunları olan asosyal bir çocuktur. Uzayı istila eden (bu kısım cidden böyle çünkü insanların "Uzay bizim malımız" gibi bir mottosu var (Aslında yok ama bence bir yerde mutlaka böyle bir motto ortaya çıkmıştır)) evrimleşmiş karınca görünümlü uzaylıları yok etmek amacıyla zeki küçük çocuklar bir tür uzay akademisine alınır ve komutan olmak için eğitilir. Ender bu programa altı yaşında alınan nadir çocuklardan biri ve kitap onun altı yaşından on iki yaşına kadar nasıl komutan olmak için eğitildiği ve bu arada nasıl yatakhanesinde geceleri mıtlı mıtlı video oyunları oynadığından bahseder.
Çok çok pozitif bir kitaptır ve sahneleri hayal ederek okumanız tavsiye edilmez çünkü ne taraftan çıplak bir akademi öğrencisi çıkacağını bilemezsiniz. YANİ HANGİ YAZAR DOKUZ YAŞINDA ÇOCUKLARIN KORİDORDA NASIL ÇIPLAK ÇIPLAK HÖYKÜRDÜĞÜNÜ EN İNCE AYRINTILARINA KADAR YAZAR Kİ? NEDEN? NEDEEEHHN??

Yürüyen Şato

Plot twist olamayan pılat tıfist: Bu bir kitap.
Film uyarlaması olan tüm kitaplar gibi filmiyle arasında Niagara Şelalesi olmasa da en az bir Tuz Gölü kadar fark vardı. Başta Michael yedi yaşında sevimli bir çocuk değil, Sophie'nin saçı kızıl ve beyaza dönmüyor ve Howl ile Sophie'nin romantik ilişkisi de kafaya süpürge indirmek ve örümceklerden ibaret. Olayların gidişatı da sonlara doğru epey değişiyor. Bu nedenle "Zaten filmini izlemiştim" diye çöpe atılacak bir kitap değil kesinlikle.

Elif (G.Willow Wilson (Bunu belirtmem gerekiyordu çünkü Elif isminde çok çok çok fazla kitap var))

Bu kitap hakkında bir şey diyebilir miyim bilmiyorum çünkü Elif'in harem erkeklerini mumla arattıracak derecede salak olması ve Dina'ya iltifat etme amaçlı "erkek gibi zeki" olduğunu söylemesi yüzünden altmışıncı sayfaya bile gelemedim ve Elif'in erkek olduğu gerçeğini sindirmem de epey sürdü. Çok küfür ediyor diye sevinmiştim ben ne güzel.
Kurgu ilgimi çektiği için okurum sanırım (Okumayı unutmayayım diye buraya yazdım aslında, beni umursamayın).
Elif isminde olmayan üniversiteli ama beyni ergenlikte kalmış bir...çocu...gen...ada...hernehaltsanın İntizar isimli ülkenin sayılı zengin ailelerinden birine ait bir kızla ilişkiye girmiş olması ama sonra işlerin benim hem zekice hem aptalca bulduğum bir şekilde birden bilim kurguya kaymasından bahsediyor sanırım. Evet anlatamadım. Ama Dina çok iyi bir karakter her ne kadar "Bunun başı derde girsin ana karakter bunu kurtarsın" niyetine ortaya atılmış olsa da ve bence okumak istiyorsanız onun için okuyun.

Vampir Armand

"Vampirle Görüşme" kitabındaki Armand'ın pek de mıtlı mıtlı olmayan hayat hikayesini anlatıyor ve epey fazla sevişme sahnesi olmasına rağmen kusmadan bitirebildiğim muhtemelen tek kitap olduğu için bende önemi çok büyüktür. Hala tüm sevişme sahnelerinin gereksiz olduğunu düşünüyorum gerçi ama konu bu değil elbette.
Çizimleri de çok güzeldir Haikyuu'nun
(spoiler vermeyeyim derken spoilerin allahını
verdim heyo)
Annem bunu okuyacağını söyledi çünkü arka kapaktaki yazı ilgisini çekmiş. Yardım edin.

Haikyuu!!

Bildiğim tüm sosyal mecralarda boyuna bunun hakkında spamlıyor olsam da burada pek bir şey yazabileceğimi sanmıyorum çünkü ne yazsam "spoiler" grubuna girmiş olacak. Konu hakkında hiçbir şey duymadıysanız bile ilk bölümünü okuduktan sonra sevip sevmediğinizi anlarsınız gibime geliyor.
Ve aslında animesini izledikten sonra mangayı okusanız da olur çünkü anime uyarlaması da gayet güzel.

Taht Oyunları

Çok fazla sayfa. Çok fazla kağıt. Gözlerim yanıyor.

Kralların Çarpışması

Hala gözlerim yanıyor.

Genshiken Nidaime

Fujoshi kulübü.
Madarame'nin haremi.
Ya da her ikisi de.
Kulübün fujoshilerle dolu olması bölümlerde yüzen yarı gay anime karakterlerine atıflar yapılmasına, Madarame'nin haremi ise harem animelerine sağlı sollu dalınmasına olanak sağladığı için benim epey beğendiğim bir seri oldu ve bir çizgiroman kıtı olarak tabii ki mangasını okumadım ama o daha güzeldir herhalde. Ayrıca Ogiue'yle Sasahara ne ara sevgili oldu birileri aydınlatsa beni çoğoş olacak.

Sapphique

Kitabın İspanyolca çevirisi Safico'ymuş o yüzden ya "Safik" ya da "Sefik" diye okunuyor muhtemelen. Ne olur ne olmaz kitapçılarda Safik Safik diye dolaşmadan önce bir kağıda yazmanız ve kağıt yoluyla kitapçılara sormanız tavsiye edilir. (Bunu okumadan önce İncarceron'u okumak gerekiyor aslında ama ondan da nasıl bahsedeceğimi bilmiyorum her zamanki gibi.)

Free!

Jojo'da daha fazla fansörvis var mesela. Kötü karakterler de gerçekten kötü karakterler. O yüzden bunun yerine Jojo'yu izleyin. Jojo güzeldir. SOONOO ÇİİĞ NO SAAADAAĞMEEEH-

Tokyo Ghoul bittikten sonra gelen düzeltme

Görülebilecek en şanssız ana karakter ödülünü Kisaragi Shintaro'dan alıp Kaneki Ken'e vermeyi teklif ediyorum. Rize yüzünden çocuğun hayatı bombok oldu diyeceğim diyemiyorum da çünkü çocuğun doğduğu andan itibaren bokluklar peşini kovalamış. Acı çeken karakterleri severim aslında neden Juuzou'yu Kaneki'den daha çok sevdim bilmiyorum. (Juuzou hem acı çekip hem acı çektirdiği için olabilir (Evet kulağa mantıklı geliyor.(dedi gizliden sadist olduğu anlaşılan Ani)))
Herkes ana karakter olma peşinde diyordum da herkes piç karakter çıktı. Eto olayını saymıyorum bile.
Kaneki'nin sonu hakkında bir şeyler yazsam mı bilmiyorum, bence az çok belliydi ona neler olacağı ama o kadar aniden oldu ki takip edemedim. Aslında bu "gerçekçilik" adına yapılmış bir şey de olabilir çünkü ölümler her zaman beklenmedik zamanlarda olur. Ne dediğimi ben de bilmiyorum bir anda felsefeye bağladım. Ayrıca spoiler de verdim evet. Şimdi hava durumu...
Ishida Sui hayranlarını kendinden nefret ettirmeyi seven bir mangaka.
Yalnız abi ben yazıyı Kaneki'ye adadıydım hani ölmeyeceğdi o. Hani o ana karakterdi. Shounen manga ana karakteri kuralına ne oldu? Neden İshida-senseğ??? NEDEN?????

Haikyuu!!'nun animesi bittikten sonra gelen düzeltme

Hayatımı siktiniz anasını satıyım, haftalardır aynı bölüme ağlıyordum son bölüm çıkınca tekrar tekrar o bölümü izleyip ona ağlamaya başladıktan sonra ne kadar aptal olduğum hakkında düşünüp iki saat de ona ağlıyorum. Misa Amane kim ki bende bu kadar az beyin varken...

Negative-kun to Positive-kun

Normalde bloga bir yaoi hakkında yazı yazmam ama bu cidden güzeldi. Sıradan trajik hikayeler gibi "bunun anaSI BABASI ÖLMÜŞ VAR YA BU NE BİÇİM YALNIZ GÖRMEN LAZIM YALNIZLIKTAN GEBERMEK ÜZERE ÇOCUK" diye bas bas bağırmak yerine sakince karakterlerin hikayesini anlatıyor ve olayı karıştıracaksa da bunu yine sıradan yaoi klişelerine sağlı sollu dalarak yapıyor. Ki aslında ortada ne trajedi ne karışıklık var. Çoğoştu yani şoğnen-ai sevmeseniz bile beğenebilirsiniz aslında. Okuyun bu muhteşem ötesi sevimlilikteki ve aynı derece underratedlıktaki mangayı.

Aldnoah.Zero'nun ilk üç bölümü hakkında

Slaine'i çok sevdim ama içimden bir ses o çocuk herkesin ebesini belleyecek ileride diyor. Ki öyle bir şey olursa bu sevgi tumblr'da gifsetlerini beğenmeyi kaç derece aşar tahmin edemiyorum. Nalet ossun şu piç karakter sevdama ama piç karakterlere daha çok nalet ossun.
Ayrıca o kızın prenses olduğunu tahmin edemeyen kaç kişi vardı bir elini kaldırsın, bir plot twist o kadar mı belli edilir anasını satıyım. Neyse bu da çerezlik spoiler olsun sizlere.

Tokyo Ghoul:re
KLJsakjdsklajlkdjalKLSJALDJSKDHKSHDLSİDŞFLDSİFEPOJLSJ
(Yukarıdaki şeyi insanlık dışı çığlık+sadist kahkalar+sadistliğine leke sürülmüş insan gözyaşları sayın.)
Haise'nin "Evet, se..." olmayışı yaşadığım en büyük plot twistti, hala etkisinden kurtulamadım. O kadar da teori üretmiştim "Orada senpai diyor, senpai diyen kişi Kaneki, demek ki ne Kaneki ne Amon ne Shinohara ölmüş işte bu" şeklinde...
Ayato ve Hinami hakkında... ikisinin de "attractive bishonen/bishojo animu person who is 17" tiplemesine bir şekilde gireceği belliydi zaten. Ayato'nun hayatının weeaboo dönemlerinden kurtuluşunu Hinami'nin de oniiçaağnları bırakışını gönülden kutluyorum.

Beynimi oyalayacak yeni şeyler keşfettiğimde de buraya yazmayı planlıyorum. Yani sanırım.

15 Eylül 2013 Pazar

18 saat radyasyona maruz kalmış beyin

Bu kız bir erkek

Bu da erkek

Bu da

Bu da

Buda

..................................

Az önce birilerinin yaşama sevincini yok ettiğime göre geriye kalan tek amacım Empire State binasının tepesinden atlayıp arkamdan “Kendini pokemon sanıp atladı” dedirtmek. Amerika’da Pokemon’u yasaklatmakla kalmadığım gibi yeni bir şehir efsanesi olurum. Ama önce gerekli parayı toplamak için doktor olmam, hastanede Daktır Hu esprisi yapıp –sağ kaldığımı varsayıyorum- sınır dışı edilmem ve sürgün edildiğim ülkede bir banka soyup “I only rob freestyle” esprisi yapmam gerek.

İki hafta önce dershaneye başlamış ve haftada 5 deneme çözmek zorunda olan ortalama bir öğrenci tatilinin son iki gününü nasıl geçirir? TABİİ Kİ 203 BÖLÜMLÜK BİR ANİMENİN TOPLU TORRENTİNİ ARARKEN BİR YANDAN DA 600 CHAPTERLIK BİR MANGAYLA 800 SAYFALIK BİR KİTABI YALAYIP YUTMAYA ÇALIŞARAK. AHAHAHAHAHAhahaha...
(Şaka maka Katekyo Hitman Reborn’ün çalışan bir torrentini bulan olursa bana haber versin. En son indirdiğim 100 bölüm İspanyolca altyazılı çıktı ve her an kahrolsun emperyalizm esprisi yapabilirim.)

Sürekli evde durmak ne kadar bunaltıcı ve sıkıcı olsa da dışarı çıkıp koca kıçlarını insanların gözüne sokan makyaj torbalarını, hormon patlamasından geberecek erkekleri ve boş yere oksijen tüketen yetişkinleri görmekten katbekat daha iyidir, sanırım. İstisnalar var mı? Bu gezegende yok. Oturmak güzel şey o yüzden.

Anne ve babamın okul açılınca interneti tamamen yasaklayacaklarını söylemeleri üzerine deli gibi anime ve oyun indirmeye başladım. Bilgisayarı çökertmede doçentliğe yükseldim sanıyorum. Üç aydır adamakıllı hiç dışarı çıkmadığımı da eklersek “Nasıl no-life birine dönüşürsünüz” dersinin canlı örneğiyim. (Ama %90 blöf yapıyorlar, tek bilgisayarı kullananın ben olmadığımı bilmeyecek kadar salak olamazlar en azından.)

Ayrıca, çabuk boşansalar iyi olur çünkü iki aydır düşünme aşamasındalar ve neredeyse ben onları boşanmaya zorlayacağım. (Şu an yapamam ama. Ben zorlarsam bana inat iki ay daha dayanırlar. Yaparlar bunu.)

Not: Uchouten Kazoku daha fazla değeri hak ediyor. Uchouten Kazoku'yu sefin, sahip çıkın. Anasıs babasıs püyümüş eflatlarımıss onlar...gay aile diye dışlanmış yafrucaklarımıss— (Biri beni şişten geçirmeden susuyorum)
Notnot: Bence Eremin canon.
Notnotnot: Gittikçe yazı yazmayı unutuyorum.
Notnotnotnot: Unuttum